 |
|
 |
|
|
|
|
 |
Schizophrenia
Eve tek başına gelmekten nefret etmekte haklıydı belki de. Arkadaşları onu cin hikayeleriyle, canavar masallarıyla korkutup kandırmaktan büyük zevk alırdı. Aslında onu korkutanın, hikayeler olmadığını bilmeden gülerlerdi. Oysa psikiyatriste gitmeye başlamadan önce bile bu ev yeterince korkunç geliyordu ona. Evde, çoğunlukla geceleri duyduğunu sandığı, onu korkutan garip seslerin, hayal gücünün ürünü olduğunun farkındaydı. Belki de bundan zevk alıyordu, karşı koymuyordu çünkü. Bunun, küçük bir çocuğun, yatağının altında canavar olduğunu sanması gibi birşey olduğuna inanıyordu. Bir gün, herşeyin sona ereceğini o da biliyordu. Canavarı görmek istiyordu, aptalca cesaretiyle. Kim bilir, herşey bugün sona erecekti belki de.
Nefret ettiği gecelerden biriydi yine, tek başına dönüyordu eve, ailesine. Zaten ailesi de, annesinden ibaretti sadece, işi çıkmıştı onun da bu gece. Devamlı düşünürdü, yalnızken evde; kötü şeyler gelirdi aklına, ve o garip sesleri duyardı hep. Güzel şeyler düşünmeye çalıştı ilk başta, hayaller kurdu, güzel hayaller. Başta çok iyiydi herşey, ta ki hayalin `hayal` olduğunu, korkusununsa gerçek olduğunu farkedinceye dek.
Soyunup, televizyonun karşısına geçtiğinde, hiçbirşey düşünmüyordu bugün. Bugün en ufak bir korku duymuyordu. Sakin sakin kanalları değiştiriyor, geçen geceden kalan yemekleri atıştırıyor, vakit geçiriyordu. Olağandı herşey. Fazla geçmeden kapı çaldı. Her akşam erken gelmesi için dua ettiği annesinin, eve bu derece erken gelmesini bile fark edemedi.
Kapıyı açtı, annesi çabucak üstünü değişip mutfağa girdi ve bulaşıkları yıkamaya koyuldu, hiçbirşey söylemeden. Annesini yüzünün, bembeyaz ve ifadesiz olduğunu görememişti bile, aceleyle televizyonun başına dönerken. Kendini çok iyi hissediyordu bu akşam. Sonra telefonu çaldı, bu onu daha da keyiflendirdi. Telefonu açtığında, tanıdık bir ses duymayı ümit etti ve umduğundan çok daha fazla tanıdığı bir ses duydu; annesinin sesini.
Çoğu zaman, evde düşüncelere daldığında, içinden çıkamayacağı korkularla başbaşa bulurdu kendini. Kaynağı belli, amacı yok. Kurtuluşu da yoktu zaten. İşte böyle zamanlarda, korkusunu hafifleten birşey keşfetmişti: kapıları. Kendi beyninin yarattığı delice hayaller geldiğinde, kaçmaktan nefret ediyordu, keşfettiği şeyin kaçmak olmadığına inanıyordu. Yalnız gelmekten nefret ettiği o evde, bir odanın içinde korkuya kapıldığında, odadan çıkıp kapıyı kapatıyor, ve korkuyu kapının ardında bıraktığını düşünmeye çalışıyordu. Hafifletiyordu korkusunu, ama kapının ardını düşünmemeliydi.Oysa o, kapıyı bir daha açıp açmamayı düşünüyordu. Korkusunu hafifletiyordu kapılar, ama bugün korkuyu kapatacağı bir kapı yoktu.
"Alo, selam tatlım, işim uzadı bugün, biraz geç gelecegim. Merak etme diye aradım, hoşçakal."
Telefonun sinyal sesini duymasıyla, nihayet birşeyler hissetmeye başlamıştı. Ahize elinde, taş bir heykel gibi duruyor, ama bu görüntüsü, ruh haliyle tam bir zıtlık oluşturuyordu. Devamlı saçma hesaplar yapıyordu, arkadaşlarından birinin onu işletmiş olabileceğini düşünmeye çalışıyordu, ama annesinin sesini tanımıştı. Üzerindeki soğuk duş etkisi, yerini yavaş yavaş sıcaklığa bırakıyordu. Aklına gelen, dehşet verici derecede mantıklı soruya cevap vermeye cesaret dahi edemiyordu. Nihayet, kendi kendine sordu.
Telefondaki annemse...
Elinde telefon ahizesiyle, ayakta dururken, hafif ama hissedilir biçimde titremeye başladı.
...mutfaktaki kim?
Telefonlar uzun süre açık kaldığında, kulağa dayanmadan da duyulabilecek bir ses çıkartırlar. Bu sesi duyduğunda, kaybettiği bilinci biraz olsun yerine geldi, uğultu zayıfladı, mutfaktan gelen bulaşık seslerini duyunca, elinden ahizeyi düşürüp koltuğun üstüne yığıldı. Telefon gürültüyle yere düştü. Sinyal sesi kesildi; bulaşık sesleri de. Hafif tıkırtılar duyuldu. Mutfaktaki annesi, mutfaktan çıktı. Titremesi zayıfladı, kafasının içi karmakarışıktı. Gözünün önünde devamlı şeytani suratlar canlanıyor, yüzlerinde dehşet verici bir gülümseme olan suratlar, salona girişteki köşeyi dönüyor, ve üzerine üzerine geliyorlardı. Annesi sokak kapısının önünden geçti. Suratlar gözünde canlanmaya devam ediyordu, gözlerindeki ifadeden, ne istedikleri belliydi. Artık titremeyen elleriyle, telefon sehpasının çekmecesini açtı, içinden bir mektup açacağı çıkardı. Annesi salona uzanan koridorda ilerlemeye başladı. Suratların, aralık, şekilsiz dudaklarının arasından görünen uzun ve pis dişlerinin arasından kan sızıyordu. Annesi koridorun yarısını geçti. Gözlerini kan bürümüş suratlar, devamlı ona saldırıyordu. Pis dişlerini boynunda hissediyordu. Annesinin gölgesi salonun girişinde göründü. Gözlerinin önünde hala aynı suratlar vardı. Mektup açacağını sıkıca kavradı. Annesi salona girdi; annesi ya da her ne ise. Suratların üzerine doğru atıldı. Hiçbirşey hissetmiyordu. Sadece bir sıcaklık ve önüne gelen herşeyi parçalama isteği. Garip ve ürkütücü sesler geliyordu kulağına, bir yandan da iğrenç, şekilsiz bir surat görüyordu karşısında. Deminden beri gördüğü suratlardan daha korkunç, daha kanlı, kıpkırmızı bir surattı bu. Bu surat devamlı gülüyordu, kaşları da çatıktı. O sırada ne olduğunu farkedemiyordu belki ama korkusu da yavaş yavaş geçiyordu. Tamamen geçtiği zaman korkusu, içindeki saldırganlığı kustu. Belki de nefreti; yıllardır onu dehşete düşüren, sinsi korkuya karşı bit nefret. Bu nefret, hoşuna gitmişti.
Sonra telefon çaldı.
Önünde bir kırmızılık görüyordu. Bu kırmızılık, mektup açacağını tamamen kaplamıştı. Bileği geçip, kolunun küçük bir kısmını, odanınsa büyük bir kısmını kaplamıştı. Kırmızılığın ne olduğunu anlamaya çalışırken, önündeki suratı fark etti. Biraz önce ona saldıran suratlara hiç benzemiyordu. Telefonun çaldığını duydu. Yerde, açık ve paramparça olduğu halde, çaldığını duydu telefonun. Aynı telefondan gelen, hırıltılı, bozuk bir sesle atılan kahkahaları duyduktan çok uzun bir süre sonra bile, tek kapısı her zaman kapalı, küçük bir odada, o gece neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hırıltılı boğuk ses, kafasının içinde sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp duruyordu. "Ben annenim, ben annenim."
[Deputy Governer Danforth]
|
|
 | |
 | |
|
|
Copyright © 1999-2004 M@L DiZaYn anasayfa |
platform | okul | irc |
manadolu
|
 |