Denemeler
A A E Y
Rolleri Tanrı Dağıtır
Kötü Son
Kumdan Kale
4. Liste
Pamuk Şeker
Ana Cadde No:21
Shizofrenia
Nemesis
No Name
Kesilmiş Kamışlar

 
No Name

Puslu, nemli, boğucu bir gündü. Herşey, sisle çevrilmiş şehrin içinde, aynı tekdüzelikte yaşanıyordu. "Lanet olası bir gün daha!" diyerek uyandı. Güneşin her doğuşuyla, yepyeni mucizeler getirdiğini göremeyen milyarlarca insandan biriydi. Aceleyle bir kahve yaptı, daha sonra aynı aceleyle, saçını bile taramadan dışarı fırladı. Sabahın körü olmasına rağmen, etraf koşuşturan insanlarla doluydu. Kimseye aldırmadan, olağanca kuytu yerlerden geçerek işyerine geldi. Okkalı bir küfür ederek içeri daldı, akşamın beşine kadar göremeyeceği insan yığınına son bir kez baktıktan sonra. Dışarı çıktığında sicim gibi yağmur yağıyordu. Paltosuna sıkıca sarılarak koşmaya başladı. İs kokan caddeleri, asla gülmeyen insanlarıyla bu şehir, şimdi yağmura teslim olmuştu. Apartman kapısının önünde yaşlı bir dilenci görünce yüzünü astı. Dilenci uzun ve bol bir elbise giymişti. Paramparçaydı her tarafı, ve yağmurla beraber, üzerindeki kirler çamurlaşmıştı. Sıska göğsünde, garip dövmeler vardı. Onu görünce, yere çöküp para dilenmeye başladı. Bizimki ise, zavallı ihtiyarı, tuttuğu gibi yanındaki su birikintisine yuvarladı. Gözleri nefretle parlayan ihtiyar, hırıltıya benzer bir sesle "Göreceklerin kaderin olsun" dedi, ve beklenmeyen bir çeviklikle ara sokaklarda yitip gitti. "Lanet kaçık..." diyerek evinin kapısını açtı. Biraz uyuyup, yakındaki bara takılacaktı. Islak giysilerini çıkardı ve kendini yatağa bıraktı. Odası, ve içindeki eşyalar, karamsar bir oyunun parçalarıymış gibi yüreğini sıkıştırdı. Başı dönmeye başladı ve kendinden geçti. Gözlerini açtığında bir ormandaydı. Masallarda anlatılan dev ağaçların, korkutucu seslerin her yanı sardığı, kuytu ve cansız bir orman. Dehşetle esen rüzgarın sıyırdığı çalıların gerisinde ışıl ışıl yanan iki göz gördü. Daha ne olduğunu düşünmeye bile zaman bulamamışken, tüm gücüyle koşmaya başladı. Uzun bitki kökleri ayaklarına takılıyor, sendeliyor, üstü başı toz toprak içindeyken yine koşuyordu. Damağı kurumuş, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu. Neresiydi burası? Yaratığın sesi daha da yakından gelmeye başlamıştı. Burada ne işi vardı? Her yerden garip sesler geliyor, orman bu kovalamacaya adeta tempo tutuyordu. Gözleri kararır gibi olmuştu. Rüzgarla, ağaçlar önüne doğru eğiliyor, vücudunu ıslatan yağmurla, toprak daha da kayganlaşıyordu. En sonunda tökezleyip yere, boylu boyunca çamurun içine düştü. El yordamıyla kalınca bir sopa bulup olası bir saldırıyı bekledi. Sonra, gölgelerin içinden yaratık belirdi. Kopkoyu, derin siyah gözleri vardı. Ağzı gerilmiş, dişleri meydana çıkmıştı. Hırıldayarak üzerine sıçradı. Pençeler etini yırtarken, bu gözlerin, dilencinin gözlerine ne kadar benzediğini düşündü. Oluk oluk kan toprağı sularken, pençeler tenini parçalıyordu. Boğazından son ve tiz bir çığlık çıktı, yere kapaklandı...

Üç gün sonra, kokudan rahatsız olan komşular kapıyı kırınca, her yeri darmadağın, toprak içinde bir oda ve tırpana benzer bir şeyle, paramparça edilmiş bir ceset buldular. İçeride bulunan, garip giyimli birisi "Gördüklerin, kaderin olsun..." diye mırıldandı...

[Fred `99]

Copyright © 1999-2004 M@L DiZaYn
anasayfa | platform | okul | irc | manadolu