Denemeler
A A E Y
Rolleri Tanrı Dağıtır
Kötü Son
Kumdan Kale
4. Liste
Pamuk Şeker
Ana Cadde No:21
Shizofrenia
Nemesis
No Name
Kesilmiş Kamışlar

 
NEMESIS

Üzerime geldiklerini hatırlıyorum. Kaç taneydiler? Sayamamıştım. Sanki... Sanki her taraftaydılar. Başımı çevirdiğim her yönde, onlardan bir veya birkaçını görmek, kurtuluşumun olmadığını hissetmek... İnan bunca yıl sonra bile, hiç de hoş olmayan duygular uyandırıyor içimde.
Defalarca tekrarladım içimde "Artık bazı şeyleri kafamdan silmem lazım!" diye. Hatta tekrarladık, tekrarladılar... Hayatımın yedi yılı tekrarlarla geçti. Kavram kargaşasının tam ortası. Tekrarladım, tekrarladılar... Ben unutmam gerektiğini tekrarladım; onlar tüm olanların, beynimin ufak bir kısmında oluşan elektriksel dalgalar olduğunu tekrarladılar. Ve tekrarladık; bütün bunlar hayalse eğer, o korkunç yolculukta kaybettiğim kolum... Onun açıklaması ne?
Benim anlattıklarımı hiçbir sağlan temele dayandıramayanlar, beceriksizliklerini klişe sonuçlara vararak örttüler. Sadece... Onların gözüyle görebilmek için, onlarla tekrarladık!...
Orada bulunduğum yedi yılın altısında, bana geçirmiş olduğum trafik kazasını anlattılar; Çok hızlı gidiyormuşum. Karşı şeritten gelen kamyon şoförü de beni fark edemeyecek kadar alkollüymüş. Kafa kafaya girmişiz... Hızlı gittiğimi, yolda bıraktığım fren izlerini inceleyerek anlamışlar. Diğer adam, yani kamyon şoförü; onun otopsi sonuçlarına göre, aşırı miktarda alkol varmış kanında... Ve daha bunun gibi bir yığın şey...
Bütün raporları ben de inceledim. Teker teker okudum hepsini, defalarca. Bir toplantıda, onlara şöyle bağırdığımı hatırlıyorum;
"Peki aşağılık herifler! Bu izlerin, birbiriyle kesişmediğini nasıl görmezsiniz? Kamyonun izleriyle, benim kullandığım arabanın izleri kesişmiyor. Kafa kafaya birbirine giren iki aracın izleri nasıl olur da birleşmez? Ya arabalardaki hasar? Bu kadar süratle çarpışan araçların - hadi kamyonu geçtim, ama ya benimki? - bu derece az hasar görmesi sizce nasıl oluyor? ...Lanet olsun. Kolum! Ha kolum? Ondaki diş izleri, onlara ne diyeceksiniz? Camları bile kırılmamış bir arabada... Nasıl olur da, onlar kesik izi olur?"
Dedim ya; hepsine, kendilerince bir masal uydururlar. Ama altı sene boyunca, bu tekrarlardan mantıklı bir sebep çıkmadı... Son senemde, ben de bazı şeyleri öğrenmiştim. Kafamı sallamazsan, siz haklısınız demezsem, onlarla birlikte tekrarlamazsam, asla çıkamayacaktım. Oyunumu iyi oynadım. Onlarla tekrarladım... Kendi kendime kaldığımda ise, unutmamam gerektiğini söyledim. Hala yaptığım gibi. Ama unutamıyorum işte; her hareketim, bana o geceyi hatırlatıyor...
Camdan yansıyan görüntüm; Beyazdan maviye dönmekte olan soğuk bir ten, morarmış dudaklar, yer yer grileşen sert sakallar... Donmuş bir insan gibi. Donmuş bir insan... Hayır, bundan kasıt bedensel bir donukluk değil. Yani görüntü öyle gibi, ama sadece ruhun yansıması. Donmuş bir ruh, insanlığı çekilmiş bir surat; tıpkı onlar...
Arabamın önünde, bir anda belirmişti. Hemen frene yüklendim. Uzun süren bir lastik sesi ve yanık kokusuydu, en belirgin olanlar... Sonra, direksiyonun kontrolünü kaybetmiş olmalıyım ki, birkaç kez arabanın döndüğünü hatırlıyorum. Sol tarafımdan gelen, tok bir ses. Ve nihayetinde duruş. Birkaç saniyelik bir ölüm sessizliği kaplamıştı her tarafı. Ya da kısa süreli bir beyin felci olmuştu bende. Hiç birşey yok o anla ilgili. Arabanın solundan gelen hırıltılarla, felçten çıktım. Ne olduğunu merak ediyordum; kapıyı zorladım, ama açamadım. Kapının üzerine yığılmıştı. Ben sol kapıyla uğraşırken, sağ kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Kafamı çevirdiğimde, donuk bir surat ve gri gözler karşıladı beni... Camdaki gibi yani...
Göğsüne bir tekme savurdum, arabada taşıdığım sopaya son anda erişmiş ve ikinci hamlemi bu sopayla yapmıştım. Sendelemesinden yararlanarak arabadan çıktım. Bir tanesi tam o anda arkamdan saldırdı. Çok çabuk döndüm ve elimdeki sopayı salladım. Yere devrildi; hedefi bulmuştum. Oysa gördüklerim... Her yer onlarla doluydu... Çember giderek daralıyordu. Sopayı tuttuğum kola atıldılar. 180 derecelik bir dönüşle birini atlattım ama diğerlerini atlatamamışım. Savurduğu pençe, resmen dağıttı kolumu. Bağıramadım bile. Diğer elimle, eskiden kolumun olduğu yere bastırıyor, ağlamaklı gözlerle, kopan kolumun peşinden giden üç tanesini izliyordum...
Sert bir fren ve müthiş korna sesi, bütün bakışları gelen kamyona topladı. Kamyon duramıyordu. Öyle hızlı geliyordu ki... Gittikçe daralan çemberin tam ortasına daldı. Onlardan beş tanesini de altına almıştı. Bir hışımla kamyona saldırdılar. Zavallı adamı tek bir hamleyle çekip çıkardılar, ve üzerine üşüştüler. Ne yapacağımı bilemiyordum, şaşkın şaşkın olanları izledim. Bildiğim tek şey; kesinlikle kaçamazdım, çok fazlaydılar... Mutlaka birşeyler yapmalıydım, yaptım da...
Aklıma gelen fikir ve bunu uygulama kararım, dehşete düşürmüştü beni. Ama bu gibi gelmişti, tek kurtuluş yolu. Zaten aklımı oynatmış gibiydim, yaşadıklarımdan sonra. Hızla cesede doğru koştum. Hepsi başında toplanmış, ganimeti paylaşıyordu. Bir tanesini sertçe çekip, cesetin başına eğildim. Bu hareketim hepsini şaşırtmıştı. Bir an bakışlarım kesişti, beni arabadan çıkaran gri gözlerle. Olabilecek en vahşi bakışı attım. Gözlerimdeki delilik ifadesi, adamın karın boşluğuna kaydı. Avuçladığım bağırsakları yemeye başladım... Gökgürültüsü ve siren sesleri beni kendime getirdiğinde, ambulansın içinde yatıyordum. Birkaç saat öncesinde yaşadıklarımdan, hiç bir iz kalmamıştı belki de. Ne o garip yaratıklar, ne de yediğim(!) adam...
Tekrarladıkları şeylere elbette inanmam. Kanında alkol bulunduğunu iddia ettikleri, otopsi sonuçlarını gösterdikleri adamı biz yedik!... Onlara bunu anlattım. Defalarca tekrarladım. Olanlara karşı koymak için, diğerlerini uyarmak için direndim. Onlarsa bana inanmadılar. Bu çabamı, beni daracık bir odaya kapatarak ödüllendirdiler. Her seanstan sonra, tekrarlar listesine bunu da eklediler. Altı yıl... Altı metrekare bile değildi orası...
Ne zaman ki onların istediklerini söyledim, ne zaman ki onlarla beraber tekrarladım; beni daha geniş bir yere aldılar. Çıkışa daha da yaklaştım, oyunumu oynadıkça. Ama çıkış, kabusumun ortasıymış meğer. Donuk suratların, mor dudakların, ruhsuz insanların...
Ben yaşananların, onların dediği gibi olduğunu kabullendikçe, onların dediğini oynadıkça, biraz daha yenildim. İçinde olan, son kıpırdanmalara karşı, sadece unutmam gerektiğini anlattım kendime...

...............

Ve sen küçüğüm, işte buradasın. Bu ruhsuz adamın ufacık evinde... Seninle konuşmak istedim bunları. Neden burada bulunduğunu, niçin ellerin bağlı şekilde, bu eski püskü sandalyede oturduğunu... Anlamanı isterdim. Bu olanlardan ben sorumlu değilim. Ben onlara anlattım. Hepsini defalarca tekrarladım, elimden geleni yaptım!...
Sakın korkma, hiç acı çekmeyeceksin. Tek hamlede öldüreceğim seni, tek bir pençe darbesi, şah damarına inecek. Paramparça olacak boynunda, önce bir anlık sıcaklık, sonrası tatlı bir hayal sana... Bu sırada tekrarla; Oradaydık, buradayız şimdi. Bunları unutmalıyız, aklımızdan silmeliyiz...
Ben de sana eşlik edeceğim...

[Fred `03]

Copyright © 1999-2004 M@L DiZaYn
anasayfa | platform | okul | irc | manadolu