Denemeler
A A E Y
Rolleri Tanrı Dağıtır
Kötü Son
Kumdan Kale
4. Liste
Pamuk Şeker
Ana Cadde No:21
Shizofrenia
Nemesis
No Name
Kesilmiş Kamışlar

 
Aşkımız Ankara'nın En Büyük Yangını

Dersane çıkışı.
Sonunda başbaşayız işte. Ama durağına kadar.
Birşeyler yapmalıyım; uçup gitmemeli böyle yanımdan. Hep aynı şey, beraberiz, bazen onlar da var, ama sonra geliyor otobüs ve güle güle... Olmaz, bugün söyleyeceğim. Kesin, evet bugün. Tam bugün işte. Daha iyi bir fırsatım yok. Yan yanayız işte be...
Cesaret oğlum, hadi söyle, ama öyle pat diye de olmaz tabii, önce bir bahane bulmalı, oturmalı, evet buldum, çay bahçesi falan bir yer olmalı, çaybahç... tamam, hadi.

- Şeyy... Şuraya otursak?
[haydaa, nereye otursak? Otursak ama nereye? Niye öyle dedim ben şimdi yaa?]

- Ne?
dedi. [Evet, ve daha da önemlisi, nereye?]

- Şurada bilgiğim bir yer var, oturalım mı biraz, hava da güzel, eve gitmek istemiyo canım...
[ohh iyi bulduk bunu, ama sanki orayı da bir ben biliyorum, al işte, kalabalık, doluşmuşlar! kışt, daalın, önemli bi mevzu konuşucaz di mi?]

Oturduk, oturduk, oturduk...

Ben yine saçmaladım... Bir ara usulca dedim ki, o kadar içimden söyledim, nasıl duydun kızım yaa?

- Aşkımız Ankara'nın en büyük yangını...

- Ne?
diye suratıma garip garip baktı.

- Hiç 
diyebildim. Ne deseydim ki, aşkımız... var mıydı böyle bişey? Ne alaka oğlum ya? Aşkımız Ankara'nın en büyük yangını diyorsun kıza durup dururken. Şaşıracak tabii, şaşıracak da, durup dururken demiyorum ki, ortada birşey var ya, aşığım.

- Bahar da geldi
diyorum.

- Yaa evet.
diyor. Eee? Ne baharı ya? Bahar da gelmiş, hadi yaa, yaz gelmiş yaz, mayıstayız...

Gözlerine bakmamaya çalışıyorum, bakarsam dalıp gideceğim, sonra kötü olacak. Ne pis bişey bu aşk, Tanrım!... Sessizlik... "Bunun da hiç muhabbeti yok" diye düşünüyor herhalde, hem niye oturduk ki buraya? Başka yerlere bakıyor, sıkıldı, belli... "Kalkalım mı?" desem, daha yeni oturduk. Yeni de değil aslında, ama henüz birşey konuşamadık ki... Bi yerden bi muhabbet açmak lazım diye düşünüyorum, düşünüyorum...

- Kedin... Kedin nasıl?
diye geveliyorum, bana neyse kediden, kuştan...

- Tarçın mı? İyi işte, evde beni bekliyordur
diyor. Ne kedisi yaa, nereden aklıma geldi bu kedi muhabbeti? "Evde beni bekliyordur" dedi ya, demek ki "Sıktım oğlum, gideceğim artık" demeye çalışıyor. Ama bir baksan gözlerimin içine, bir baksan göreceksin. Bak bir şeyler yazıyor, "seni" yazıyor, "seni seviyorum", bak n`olur ya! Kaldı içimde, bir türlü söyleyemiyorum, öyle damdan düşer gibi de olmaz ki, biraz muhabbet edelim...

- Beşiktaşlıydın sen di mi?
diyorum.

- Evet
diyor.

- Beşiktaş, şampiyon Beşiktaş
diyorum, ama olmuyor, iyice uçtun oğlum, kendine gel! Ne Beşiktaş'ı yaa?

- Bu gidişle bu sene şampiyonluk sizin, ama şampiyonlar liginde hiç şansınız yok, yazık olacak size!
[bir yapmadığım, futbol müneccimliği, pazar akşamı geyik adamlığı kalmıştı, karşısında onu da yaptım sonunda...]

- Aslında futboldan pek anlamam 
diyor,

- Zaten o yüzden Beşiktaşlı olmuşsun
diyorum... Tanrım, gülümsedi! İyice afalladım, ama iyi yoldayım, güldürdüm O'nu.

- Sen de yalaka saraylıydın di mi?
dedi.

- Hayır, Fenerbahçeliyim
dedim. Bir onu diyebildim. Nedir, nereden çıktı bu? Hiç yakışmıyor bu laf dudaklarına, şaka yapıyor da, nasıl?... Ama ne önemi var şimdi, güneş tepemizde, rüzgar ensemde, romantik falan olalım derken futbol muhabbetine de girdim, ne`se...

- Cumartesi
dedim, durup dururken yine.

- Evet, cumartesi?

- Şeye, sinemaya falan gidelim mi? yani, işin falan yoksa?...

[Düşündü, gülümsedi...]

- İyi, kalk gidelim
dedi. Ne? "Kalk gidelim" dedi, "iyi" dedim, gidelim. Sen ve ben... Ama...

- Şeyy, cumartesi dediysem, yani bugün demek istemedim
diyebildim. Karaciğerime çalışıyordu, nakavt olacak bir boksör gibi hissettim kendimi, son ayak oyunları, ama niye? hadi gidelim dedim, ama neden gitmek istemez gibi yapıyorum. Bugünün de cumartesi olduğunu nasıl da unutmuşum, yine espri yapıyorum sandı belki de, ama "Kalk gidelim" dedi... Eee, şimdi n`olcak? Belki o espri yapıyordur. Evet, espri yapıyo canım, öyle hop diye, ne bileyim...

- Görüşelim de hafta içi, cumaya falan, nasıl olsa dersane var ya, sonra da gideriz
dedim.

- Boşver, kalk şimdi gidelim
dedi.

"Kalbim, dayan kalbim" dedim içimden, düşündüm, eh daha iyi ne olabilir?

- İyi olur, gidelim bari...
dedim isteksiz gibi görünerek yine. Oysa cehenneme iki biletim var dese, oraya bile giderdim onunla. Kalktık, ben sarhoştum sanki... Oysa O... Ne kadar rahattı, ben de rahatlamaya çalıştım, tabii ki her zamanki gibi oldu, rahatlayamadım...

Bir korku filmi var o ara, şehrin tek sineması, salon 1...
Korku filmi iyidir, severmişimiz meğer ikimiz de...

Bilet gişesinin önünde,
- Aylin, cüzdanım... Cüzdanım yok!
dedim.

- Ne?
dedi.

- Espri kızım, espri! Hani Tolga Savacı'yla Aylin Livaneli, banka reklamında falan, vardı ya hani?...
derken gülmeye başladı. Esprime mi gülüyordu, yoksa o anki durumuma mı, bilemedim. Elimde cüzdan, on onbeş kişilik sıranın önünde espri özürlü gibi davranarak, büyük bir çapa içerisinde, böyle saçmasapan espriler yapıyordum. Komiktim gerçekten, gülmeyip de ne yapsaydı... Yer göstericiye verdiğim astronomik ücretten başka birşey yapmadan oturmuştuk yerimize. N`apayım, bozuk yoktu, hem yarı karanlık ortam.. Buna da güldü... Yerimize henüz oturmuştuk ki,

- Mısır cipsi alayım mı?
dedim, ona da güldü. Gülmesi hoş birşey tabii, ama benim her ağzımı açışımda böyle saçma sapan şeyler söylemem nasıl bir şeydi, bilmiyorum. Mısır cipsi de neydi yaa?

- Mısırdan da mı cips yapmışlar?
dedi.

- Tabii
dedim. Yoksa sen bilmiyor muydun? Patlamış patates de var, mısır cipsi de...
Güldü, ben de güldüm halime...

"İyi yoldasın oğlum, devam et..." dedim kendi kendime...
Fragmanlar... ve derken, film başladı...

- Eğer korkarsan, bunun sadece bir film olduğunu düşün
dedim. Ne diyordum ben ya? O bilmiyor muydu, bu film mi, kitap mı, ne? Toparlamak için,

- Ama yine de çok korkarsan, bana yaslanabilirsin
dedim, iyice batırdım galiba, derken,

- Çünkü ben de çok korkarım
dedim. Eh, sonu iyi bağladım. Fena bir konuşma olmadı, diye düşündüm ki,

- Sana sarılsam, kızar mısın?
dedi.

[!!!!] Bir an cennete gittiğimi sandım,

- Kızmam
diyebildim. Ve ekledim pişkin pişkin,

- Dene bakalım, kızacak mıyım?

Sokuldu... Dilim falan tutuldu... Nereden nereye, diye düşünürken, acaba dedim, bu oturduğumuz koltukların altında yatan bir evliya mı var? O mu yapıyor bu işi, gençler mutlu olsunlar mı diyor? Sonra, ne alaka dedim, ne evliyası, bu da nerden geldi aklıma? Esti yine biryerlerden demek ki...

Kalp atışlarımı duymuştur kesin, nasıl duymasın. Donmuştum, ve gürültülü bir sahne çıksa da kimse kalp atışlarımı duymasa diyordum ki,

- Kızdın mı?
dedi.

- Nasıl kızabilirim ki?
Nasıl kızayım yaa, kızma yetimi kaybetimişim çoktan...

- İyi 
dedi. "İyi" dedim ben de içimden, çok iyi, daha iyi ne olabilirdi ki? Kelimeler anlamsız kaldılar uzun bir süre, filmden de birşey anlayamadım zaten. Öylece donup kalmıştım, bir ara aklıma "Keşke üç saatlik bir filme gitseydik" fikri geldi... Üç saat, ya da beş saat, on olsun, isterse yüz, onunla hemen bitivermeyecek miydi? Sonsuza dek sürse bu an derken...
10 dakika ara...

Ne pis birşey bu on dakika ara... İstemiyorum kardeşim yaa, on dakika ara falan, zaten filminiz için de gelmedim buraya...

- Filmi nasıl buldun?
dedi. 

- Fena değil...
Eleştirmen kesilesim tuttu, yönetmenden bahsettim, daha önceki filmlerinden. "Yaa, sahi mi?" "Çok ilginç..." falan gibi tepkiler verdi, ben konuştum, anlattım da anlattım...

Film bitmiş, akşam karanlığı çökmüştü kendin üstüne. Aynı karanlık, ruhumu da sarıyorsun sanırım o ara, çünkü ayrılık vaktini anımsatıyordu bana. Zaten geç kalmıştı o da...

Durağına geldik. Belki de ilk kez Tanrı'ya "Lütfen otobüs gelmesin" diye dualar ettim. Ve çok geçmeden otobüs geldi. Gidiyordu. Bir şeyler yapmam gerekiyordu, gün için teşekkür etti, "Eğlendik bayağı" dedi.
Ben,

- İstersen bir sonrakini bekle
dedim, heyecan içinde yine.

- Birşey söyleyecektim, unuttum
diyebildim...

- Ne?
dedi, otobüs geldi. Durakta bekleyen birkaç kişi bindi, durak boşaldı.

tekrarladı
- Ne diyecektin?

- Aşkımız Ankara'nın en büyük yangını
dedim. Bu lafa ağzım iyice alışmıştı. Aslında, dersanede aramızdaki bir espriydi bu. Çocuk kızı severdi, ve "Aşkımız Ankara'nın en büyük yangını" derdi, kız ipek mendilini yere düşürürdü falan, öyle birşeylerdi işte. Niçin Ankara'ydı bilemedim hiç, ünlüydü bu, bir oyun vardı ya, ondan üretmiştik aramızda, falan da filan yani... Yine,

- Ne?
dedi, anlamamış gibi yaparak. Bir an "Hadi, söyle" dedi biri. Sağduyum İbrahim Tatlıses miydi, hafifçe güldüm. Dünyanın sonu değildi ya. Zaten aksi durumda Dünya'mın sonu olurdu, değil miydi? Söylemeliydim.

- Biliyorsun işte
dedim, sıkıldım da sıkıldım. Ne var oğlum, söyle işte be! dedi bi tarafım yine.

- Neyi?

- Ben...
diyebildim. Yüzüme baktı, ne geveliyor bu gibisinden...

- Seni seviyorum
dedim, ve kocaman bir oh çektim içimden, şimdi bana, gözlerime bakıyordu. Ben de onun gözlerindeydim, taa içlerine baktım, ne düşünüyor? Görebilir miydim? Denedim, olmadı. Tek etkisi, cesaretimi göstermem oldu galiba...

Ciddiye almamış gibi yaparak, içinden geldiği için mi, yoksa ortamı soğutmak, belki de ölmemi engellemek amacıyla,

- N`olmuş?
dedi, hafifçe güldü bile,

- Bu çok doğal, ben de 'Beni' seviyorum
dedi. "Espri yapılacak zaman değil be kızım, görmüyor musun, ölüyorum" der gibi baktım, gözlerinin içine. Bir an sessizlik oldu. Ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilemez oldum.

- Eee? 
dedim, sorgucu amcalar gibi biraz...

- Ne?
dedi. İçimden birileri artık bu "Ne?" lafına sinirlendi sanki. Ne, ne?'si yaa, "Seni seviyorum" dedim. Bunu bu duygularla duvara söylesem, ev yıkılır, pencereyi açıp alabildiğine bağırsam şehirde deprem olur be! Ve sen hala "Ne?" diyorsun. Bir kez daha, ama bu kez her gün herkese söyler gibi, heyecanlanmadan,

- Seni seviyorum dedim ya?
deyiverdim.

- İyi
dedi, ve ekledi.

- Ben de senden hoşlanıyorum aslında, cool bi tipsin, çıkalım?

Bir an beynim, kafatasımın içinde bir sağa bir sola döndü. Yine takıldım, ilerleyemedim, nöronlar iletmediler hiçbir şey. Aradığım kelimelere o an ulaşılamadı, kapatın canım, sonra ararsınız... Bir nevi tilt olmuştum, kaldım işte öyle...

- Otobüs geliyor
dedi.

Gelsin, gelsin lanet olası. Ben beklesem kırk saat gelmez, şimdi geldin, gel bakalım, sen de gel otobüs, al O'nu da götür benden... Şoföre de haksız yere kötü sözler söyledim içimden, adi adam git evinde çay iç, televizyon izle, illa ki gelicen madem, o zaman başka durağa git... Ben bunları düşünürken, öpüşüverdik. Veda öpücüğü işte. Niye o kadar az yolcu vardı durakta, niye? Binerken,

- Aşkımız Ankara'nın en büyük yangını
dedi, gülümsedi ve gitti...

El salladım ardından, gözden kayboldu otobüs, öylece durakta kalakalmışım. Hadi gideyim kendi durağıma dedim...

Durağıma geldim. O'nu, bugünü ve tekrar O'nu düşündüm...
Uzun bir süre otobüs gelmedi...



[Fred `03]

Copyright © 1999-2004 M@L DiZaYn
anasayfa | platform | okul | irc | manadolu